İki dakika bile yetiyor... Cebimizde taşıdığımız tehlike

Bilgilerin kablo vasıtasıyla iletilmesinde yüksek frekans kullanılır. Elekt­rik ve manyetik alanlar tek vericiden çıkarsa elektromanyetik dalgada bir­leşirler.

Zaman birimine tekabül eden dalgalanma sayısı olan dalga boyuna uygun olarak radyo, televizyon ve mobil telefon gibi operatörler bilgileri havadan gönderir. Ek olarak ev ortamında da telsiz telefon, bebek telefonu, uzaktan kumanda, mikrodalga fırın veya monitörlerden kaynaklanan dal­galar oluşur.

Verici kulelerindeki ve tesislerdeki enorm sayısı düz kirlenme olarak ta­nımlanır. Tüm bu yapay elektromanyetik alanlardaki sınırsız kullanımlar sağlığımızı tehdit edici elektromanyetik çevre kirliliği yaratmaktadır. Rad­yo ve televizyon programlarının mobil telefonlara kıyasla daha az vericiye ve daha yüksek nakil gücüne ihtiyaçları vardır. Örneğin Almanya’da 100 binin üzerinde verici tesisi bulunmaktadır. Türkiye’de ise uygulamada olan “Elektromanyetik Alanlar Projesi”nde yer alan max. değer 0,1 W/kg SAR olarak belirlendiği halde, satılan telefonlarda bu değerler 1,11 w/kg SAR’a kadar yükselmektedir.

MOBİL TELEFONLAR TEHLİKELİ Mİ
Gündelik yaşantımızda da sık sık karşılaştığımız; bilgisayarların radyo yayınlarını bozması veya cep telefonlarının araçların ABS sistemlerini kilit­lemesi gibi olaylar elektromanyetik girişim ve etkileşim (EMI, Electromag­netic Interference) olaylarından sadece birkaçıdır.

Bir elektromanyetik interferanz probleminde iki cihazın etkileşimi söz konusu ise “elektromanyetik companitilite” (Electromagnetic Compatibi­lity), etkileşim bir cihazla canlı dokusu arasında ise “biyoelektromanyetik” olarak adlandırılır.

Bilim insanları bu konuyu, yani elektromanyetik alanların etkisini araştırırken özellikle radyo ve televizyon vericileri, radarlar, telsizler, mik­rodalga fırınlar, tıbbi aygıtlar ve son olarak da cep telefonları üzerinde durmaktadırlar.

Kimi uzmanlar cep telefonlarının, kanser riskini artırdığını, özellikle de kan kanseri ve tükürük bezi tümörünü geliştirdiğini savunsalar da bu id­dialar henüz kanıtlanmış değildir. Cep telefonu üreten firmalar ise bu id­dialar karşısında ürünlerin radyasyon değerlerini açıklayarak tüketicileri uyarmaktadır.

İKİ DAKİKALIK KONUŞMA SAVUNMA MEKANİZMASINI DEVRE DIŞI BIRAKMAYA YETİYOR
Cep telefonları düşük güç seviyelerinde çalışır ancak analog telefon­lar için 600 mW, dijital telefonlar için ise 125 mW yayan anten başa çok yakın kullanıldığında, radyasyona maruz kalma seviyeleri sınır değerlere yaklaşmaktadır. Mobil telefonlar ve baz istasyonlarının etkisi ile ilgili ya­pılan çalışmalarda; her ikisinin de kanser ve Alzheimer, Parkinson ve Mul­tiple Sclerosis (MS) gibi sinir sistemi ile ilgili hastalık riskini artırdığı, baş dönmesi, dikkat dağılması gibi şikâyetlere yol açtığı yönünde bulgular elde edilmiş, iki dakikalık telefon konuşmasının dahi, kandaki zararlı protein ve toksinlerin beyne girmesini engelleyen savunma mekanizmasını devre dışı bırakmaya yettiği tespit edilmiştir. Bu bulgular, kesin olarak kanıtlanmış ol­mamasına rağmen elektromanyetik alanların sağlık açısından risk taşıdığı aşikârdır. Bu yüzden birçok kişi mobil telefonlarını artık kulaklık-mikrofon setiyle birlikte kullanırken birçok kişi de ancak elzem durumlarda (ayda en çok 10-15 dakika) kullanmaya başlamıştır.

Mobil telefon ağlarının D1, D2, E-plus, E2, kablosuz telefonların ise DECT standartlarına göre önemli anlamları vardır. Mobil telefonlar, sabit ışıma etkisi yapmayan radyo ve televizyon vericilerinin aksine artık tama­men 100 Hz’lik alçak frekanslı sabit ve modüler atımlı dijital ağlarla çalışıl­maktadır. Bu da telefonların saniyede 270 defa verici ile bağlantıya (baz is­tasyonu ve telefon arasında) geçtiği anlamına gelir. Aynısı DECT telefonlar için de geçerlidir. Onların baz istasyonları da sabit 100 Hz gönderir ve 24 saat boyunca kullanıcıyı etkiler.

Nöralterapi ve Hüseyin Nazlıkul’un diğer tedavi yöntemlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Buradan; https://www.huseyinnazlikul.com/icerik/noralterapi-tedavisi-213