NEDEN YANLIŞ YAŞIYORUZ

Önsöz ”Yarın dünyanın sonunun geleceğini bilsem de, bugün bir elma ağacı dikerim”. M. Luther 

Hastaların sadece fiziksel ve kimyasal bedenlerini düzeltmek yeterli değildir; bununla birlikte yapılacak olan bir tedavi, kişilerin ruhsal ve enerji durumunun da regüle edilmesini kapsamalıdır. Kısacası artık insanların ruhsal ve enerji durumlarının da terapiye dâhil edilmesi gerekmektedir.

Tıbbın asıl hedefi hastaları iyileştirmek yani diğer bir deyişle hastalıkların semptomlarını gidermek, rahatsızlıkları oluşturan faktörleri ortadan kaldırmak ve koruyucu hekimlik yaparak tam bir şifa sağlamak olmalıdır.

İnsan bedeni, parçaları, organları ve gözeleri biçim ve işlev bakımından bütünün hizmetinde bulunan organize bir bütündür. Bu bütünlüğü sağlayan bedenimizde yer alan 500.000 km uzunluğunda olan Vejetatif sinir sistemi sağlamaktadır.

Modern tıptaki gelişmelerin gerçekten baş döndürücü olmalarına rağmen ne yazık ki insanın bir bütün olduğu unutulmuştur. Laboratuvar testleri, US ve Radyolojik incelemelerle konulacak tanılar ise sadece fonksiyonel bozuklukları ve morfolojik değişiklikleri göstermektedir.

Son yıllarda modern tıptaki tanı ve tedavi sürecine psikosomatik faktörlerin de dahil edilmesi olumlu bir gelişme olmasına rağmen, tamamlayıcı tıp açısından bakıldığında bu durum bütünlükten hâlâ çok uzaktır.

Modern tıptaki psikosomatik bakış açısı tamamlayıcı bir faktör olarak görünse de bütünleyici bir perspektiften yoksundur.

İnsan bedenini daha kapsamlı bir bakış açısıyla değerlendirmek gerekmektedir. Morfolojik bakış açısı fiziksel ve kimyasal doneleri içinde taşır. Oysaki, bununla birlikte fonksiyonel bütünlük ve bakış acısı da olaya dahil edilmesi gerekir. Söz konusu olan fonksiyonel bakış açısı, enerji ve kibernetik durumu da içinde barındırmalıdır.

Terapide başarılı olmanın ana koşulu tanının doğru konulmasıdır. Söz konusu olan diyagnostik yaklaşım kişiye özel olmalı ve kişide meydana gelen değişikliklerin zamansal ilişkisi ile fonksiyonel yapı göz önünde bulundurulmalıdır.

Ülkemizde gazete veya dergileri elimize aldığımızda pek çok rahatsızlığa karşı mucize önerilerde bulunulduğunu görüyoruz. Üstelik beslenme konularında da sağlık adına pek çok yanlışlar yapılıyor. Bu doğru bir yaklaşım değildir. Bir gün “yanlış” denilen şeyler hakkında birkaç gün sonra “olağanüstü etkili” diye tanımlamalara rastlıyoruz. Hatta çoğu kez kaynak diye gösterilen insanların hekim olmamaları burada doğular adına yapılan bolca yanlışların temel kaynağını oluşturmaktadır.  Bu durum modern tıp ve tamamlayıcı tıp ile gerçekten ilgilenenleri rahatsız eden bir konudur. Çünkü bunlar çoğu kez bilimsel altyapıdan yoksundur.

Beslenme konusu insan sağlığı için son derece önemlidir, ancak hastalıkların ortaya çıkış nedenleri ve oluşum mekanizmaları konusunda hiçbir altyapısı olmayan kişilerin, sağlık süvarileri olarak öne çıkıp, sanki hastalıklar tek bir faktöre indirgenebilirmiş gibi gazete sayfalarında çarşaf çarşaf ve TV’lerde saatlerce çeşitli önerilerde bulunmaları ve insanları yönlendirmeleri bilim adına kabul edilebilecek bir şey değildir.

………………………….  Özellikle temel sağlık için gerekli olan sindirim sistemi hakkında bilmek durumunda olduklarımız, kalp rahatsızlıklarında korunmanın rehberlik önerileri, genç ve zinde kalmak için beslenme ve nöralterapinin anti aging de yeri ve önemi,  tansiyon yüksekliği ve düşüklüğünde beslenme ve korunmanın rehberliği, günlük yaşamımızdan vazgeçilmez bir parçası olan su ve tuzun öneminin kapsamlı olarak ele alındığı, son yıllarda anti deprasan tüketimin hat safhaya çıktığı sanki toplumsal olarak depresyondaymışız gibi bir salgın durumuna karşın daha masum ve yan etkileri doğru kullanıldığında sıfıra yakın olan bach çiçekleri hakkında önemli değerlendirmeler, 21.yy en büyük kâbusu gibi gösterilen kanser hastalığına tarihsel bir bakış açısının yanı sıra bu rahatsızlıktan nasıl korunullucağı ve tanı konulduğundan yaşımın sonu olmadığını gösteren önemli tespitler bulacaksınız. Çünkü kanser bir tanı ve yaşımın sonu değil. Ben kanser tanısının beden için bir sarı kart olduğunu ve bu uyarı çerçevesinde yaşamı elinize aldığınızda pek çoğu tarafından biçilen ömürlerin yalanlarını ortaya konulduğu gösterilmiştir. Toplumsal olarak kanserin ne olduğunu ve bu tanı karşınsında nasıl davranmamız gerektiği ve bu hastalıkla yaşayanların kişisel durumlarını anlamak ve sosyal bir anlaşma süreci olan durumu korumanın temellerini bulmak mümkün olacak.

Burada şuna açıklık getirmek istiyorum. Bedende organsal bir hasar meydana geldikten sonra onu onarmak ve düzeltmeye çalışmak hem çok zahmetli hem de oldukça maliyetli bir durumdur. Aktif koruyucu hekimlik yaklaşımıyla yani diğer bir adıyla tamamlayıcı tıp felsefesi kapsamındaki bakış ve özümsemeyle, hastalanmamak için gereken özeni göstermek gerekmektedir.

Organizma yaşam boyunca sürekli yenilenmektedir. Gözeler bölünür, olgunlaşır, ayrışır ve belli bir yaşam süresi sonrasında ölürler. Bu şekilde ergin bir insanda her gün yaklaşık 350 milyar hücre yeniden oluşturulmakta ve bütünsel biçim, düzen ve işlev daima korunmaktadır.

Olaki en ciddi hastalık olarak bilinen kanser tanısında bile yalnız olmadığınız ve hastalığı kabul ettiğiniz an bunun yaşamın sonu olmadığını ve yaşamımızın kendi elinize alabilme olanaklarını sunan veya farkındalığını yaratan rehber niteliğinde bir kaynaklık yapıyor.

Her organın ve her gözenin tümüyle bir göreve yönelik yapısı ve işlevi vardır. Bir mide iç dokusu salgı gözesi ile, bir karaciğer gözesi çok farklıdır, bu da yine bir sinir gözesinden değişik yapıdadır ve bunların hiç biri diğerinin görevini üstlenemez. Ama hepsi de tüm organizmanın hizmetindedir.

Bu üst düzey düzen bileşimi, kanser hastalığında bozulmuştur. Tekil kanser gözesi ve kanser tümörü, bütünsel düzenin dışına çıkarlar ve sanki kendi başlarına bir yaşam sürmeye başlarlar, yani organizmanın aleyhine olarak kendilerini özgürleştirirler. Diğer bir deyişle anarşiste büyümeye ve kendi başına buyruk tekil yaşamaya çalışırlar.

Oluşma, olgunlaşma ve yok olma sıralamasındaki bu gizemli dengelilik, kanser hastalığında ortadan kalkmaktadır. Yeni kanser gözeleri oluşturma faaliyeti, hızlandırılmış şekilde gerçekleşmekte ama olgunlaşma diye bir safha artık neredeyse hiç olmamaktadır ve kanser gözesinin ölümü, ancak beslenme zemini ortadan kaldırılabilirse mümkün olmaktadır.

Üstelik kanser tümörü, gözelerine bir madde ürettirerek, bununla yakınındaki kan damarlarını, yeni kılcal damarlar oluşturmaya sevk ederek, onların tümör kitlesinin içine doğru büyümesini, oraya girmesini ve ona besin sağlamaya başlamasını temin eder; yani kendisine yeterli beslenme zemini yaratabilir.

Kitabımın bu sınırlı sayfalarında kanser hastalığının tüm yanlarını ele almış olmak iddiasında değilim ancak bu rahatsızlıkta farklı bir pencere açmak istiyorum. 

“Neden kanser oldum?”, “Neden ben?” sorusuna yanıt aramaya çalışmak istiyoruz. Bu “neden” ve “niçin” sorularını yanıtlamak, bize spekülatif, yararsız ve anlamsız geliyor. Ruhsal-manevi olanın kendisini canlı bedensellikten geri çekmesinin ardında yatan zamansal neden, yaşamımızdaki önemli biyografik bir olaydan mı, yetişmemizdeki bir hatadan mı, yoksa kaderimizden mi kaynaklanıyor?

İnsan olmamız, manevi olanı dünyevi olanla bağdaştırmamızla karakterize olmaktadır. Bireyin bu gelişme olanağı, en önemli olan öğedir, çünkü sonsuz bir karakteri vardır ve ölümün de ötesinde süregitmektedir.

Luther’in dediği gibi,”Yarın dünyanın sonunun geleceğini bilsem de, bugün bir elma ağacı dikerim”. Yani yaşadığımız sürece ayakta kalmayı ve bir şeyler yapmayı sürdüreceğimiz kesindir. Yaşamdaki faaliyetimiz sürekli bir tohum ekme ve biçmeden ibarettir. Hasadı başka bir mevsimde alabiliriz. O nedenle, geriye bakarak hastalığın zamansal nedenlerini araştırmaktansa, “Ne yapabilirim?”, “Kanser hastalığıyla uğraşımda bana ne gibi yeni gelişme olanakları verilmekte?” diye sormak ve bunların bilincine varmaya çalışmak ve sakin olmak daha anlamlı ve yararlı olacaktır.

Daha önce Türkçe yayınlamış olduğum Hayatı Keşfet – Anti Aging Yaşam Kılavuzu, Gerçek Detoks’u Keşfet ve Yarım Doktor Candan Eder -Unuttuğum Bedenim kitaplarından sonra, genel bir rehberlik yapacak olan bu kaynağı sizinle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.

Önceki kitaplarımda da olduğu gibi koruyucu hekimliği ana yaklaşım felsefesi olarak baz alan bu çalışma, “Yarım Doktor Candan Eder –Unuttuğum Bedenim” olduğu gibi çözüm önerilerini de kapsamaktadır ve bu seri devam edecektir. Ayrıca arınma ve ağır metaler de kardiyolojik rahatsızlıklar ve dolaşım sistemi ile ilgili yeni bir çalışma içinde olduğumu belirtmek istiyorum. En kısa zamanda bu çalışmayı da size kaynak olarak ulaştırmak arzusundayım.

Ümit ediyorum ki bu eser, bedeninizde henüz hasar oluşmadan veya fonksiyon bozuklukları kalıcı hasar bırakmadan yaşamınıza girer ve sizi uzun süre sağlıklı kılacak olan özveri ve özeniniz de size yardımcı olur.

Sağlıklı ve mutlu bir gelecek adına kendinizi ve yaşamınızı önemseyin. Bu beden sizin ve içinizdeki çocuğunu sesine kulak vererek yaşamınıza sahip çıkın. Sağlıklı kalmanın ve başarmanın ön koşulu bütünlük içinde kendiniz kabul etmeniz ve kendinizle barışık olmanız gerekmektedir. Bu bütünlüğünüzü kayıp etmeyin. Keşke demeyi bırakıp bugünden sonra yaşamınıza sahipleniniz. Çünkü dün mazi oldu yarının garantisi yok bugününüz dolu dolu yaşayın.

Prof. Dr. Dr. Hüseyin NAZLIKUL

20.03.2013, İstanbul

www.huseyinnazlikul.com